Evleniyorum. Önüme konan her masrafı göğüsledim mecburen. İki kişilik evimizi orta hâlli bir çeyiz mağazasına çevirdiler, sesim çıkmadı. Son kuruşuna kadar feda olsun olmasına ama düğünde açılış dansı kepazeliği için ders almak
Rize, Türkiye’nin kuzeydoğusunda, Karadeniz’in hırçın dalgalarının kıyıya vurduğu, zümrüt yeşili dağların bulutlarla buluştuğu bir şehir. Ama bu güzel şehrin en büyük simgesi, çay bitkisidir.
“Bu yazıyı kaleme almamın sebebi, tarihimizin sayfa aralarında karanlık birer boşluk gibi duran pek çok hadisenin bulunması dolayısıyla duyduğum sorumluluk hissidir. Geçmişimiz hakkında okuduğum
Güz ayları gelince yorgun olur toprak ana. Biraz dinlenmek ister ama nafiledir. Yeniden hazırlanmalı, sürülmeli ve ekilmeye hazır hale getirilmelidir. Evlatlarını aç bırakmamak için
Hey ahaliBurası RizeÖyle bir hikâye kiYeşil toprağın başında taçve o da yağmura muhtaçKöpük köpük sular resitaldeölüm ve nefes aynı tualde Ey ahaliİşte doğanın son
Açıldı perdeEsen gerçeğin sabırsız nefesiyle.Sarsıldı dünyam.İçimden doğru düştüm bu boşluğa.Tutunmak için bir şey aradı ellerimayaklarım bir basamak doğrulmak için.Sonunda değdi tenime mermerin teni,Beyaz baloncukları kovaladı
Yazarın “Ağaçların Gizli Yaşamı” kitabında, ağaçlar nasıl hisseder, nasıl iletişim kurarlar, ağaç arkadaşlığı, ağaçların yaşı ve daha fazlasını öğrenirken sırlarla dolu bir dünyada keşfe
Taze bir haber gibi gelip ruhumuza sımsıcak bir merhaba şavkı düşüren Baharımızın kucak dolusu sevinçleriyle dirilen küçücük bir tohumun hikâyesini anlatmaktır bu gece payımıza
Dediler ki bu yol kendinden kendine,Mola yok imiş her an devam etmekte,Marifet o, kişi anı seyretmekte,Dediler bize ama seyir kolay mı? Takıldık duraklarda yolda
İnce belli bardağını dudaklarına götürdü. Damağını yakan sıcaklığa aldırmadı. Terasa çıkarken, havası her dakika değişen bu şehre güvenemediği için hırkasını yanına aldığına memnundu. Bu
Minik elleriyle buz gibi suyu avuçladı. Gözlerini kapatıp yüzünü tek seferde yıkadı. Çişi geldi. Ne zaman soğuk suyla yüzünü yıkasa hep böyle oluyordu. İyi
dalgalarını dikenmavisini yosunlu gölgeler kaplamışsonsuzluğu bir hiç olmuş sanki bu akşam toprağa değen kanatları yırtıkkulaklarına dokunan sesler yabancıhangi mevsim geçti önünden kiruhundaki günler eksik,
Vedat, sabah erkenden Pervin’i alıp Ser-Tabip Hikmet Efendiye göstermek üzere götürdü. Ama Hikmet Efendi o gün yazıhanesinde bulunmadığından Pervin’i mumaileyhin muavini Muzaffer Bey muayene
O gece şaşalı kıyafetleriyle evden çıkan Sâfî, soluğu dostu Safvet’in kapısında almıştı. Evin tüm ışıkları yanmaktaydı. İçeriden gelen konuşma sesleri ve uzak bir sedayla