“Siz hiç yoklukla sınandınız mı?”
O meşhur Kara Veba’dan yaklaşık 200 yıl sonrası, 16. Yüzyıl başları. Fransa’da bir yer, bir şehir ya da farazi bir mekân. Daha önce 11. ve 15. yüzyıllarda münferit olarak görülmüş, dünyanın en ilginç toplumsal histeri vakası. Açlık ve sefaletin insanları ölüme ve cinayete sürüklediği insanların açlıktan bebeklerini yediği bir yokluk. Bir yandan -çoğunun varlığından bile şüphe duyduğu- Osmanlı’nın en güçlü padişahlarından 88. İslam Halifesi nam-ı diğer Yavuz Sultan Selim ve şanlı ordusu tarafından yaşanan istila (!) korkusu, diğer yandan seküler yönetim ile uhrevi yönetim arasında sıkışıp kalmış bir halk.
“Pal Sokağı Çocukları” kitabını okudunuz mu? Okuduğum kitaplarla objektif düşünceler yürütmek adına duygusal bir bağ kurmamaya daima özen gösterdim. Ancak bu kitabı okurken o kadar duygulanmıştım ki günlerce oğluma sessizce sarıldım. Şimdi de “Dansa Davet” kitabı… Belki okurken nefesinizi kesmeyecek ancak merhamet ve vicdanınızda boğula boğula okuyacaksınız.
Acı dolu bir anne, bir kadın: Romanın başkahramanı Enneline. Dünyaya yeni gelen bebeğine verecek bir damla sütü bile yok. Kocası kararını vermiştir: Bebek ölmelidir. Bir annenin kollarında Strasbourg’da bir nehrin üstündeki köprüden bebek sulara bırakılır. Hiçbir duygu kırıntısı kalmamıştır annede. Çünkü ıstırabı aklını yok etmiştir.
Kocasının şaşkın bakışları altında sokağa bırakır kendini. Bir anlık kararla dans etmeye başlar. Bu öylesine bir etki yaratmıştır ki veba gibi insanlara bulaşmıştır. Binlerce insan ölünceye kadar bilinçleri yitik bir şekilde dans etmeye başlar.
Yazar, bu ilginç ve gizemli olayı kara mizah ve ironilerle dolu eleştirel bir dille ele alarak tarihsel olaylar ve gerçeklik arasında bir denge kurmaya çalışmış. Dönemin mistik atmosferi ve insanın doğası gereği neleri yapabileceği ile net bir şekilde yüzleşiyor okur.
“Biri önde öbürü arkada, topuklarını, ahenkle vura vura, parmaklar iç içe geçmiş, birbirlerine bir yaklaşıp bir uzaklaşıyor, kendi etrafında dönüp tekrar birleşiyorlar ve baştan başlıyorlar.”
Yazar sizi dehşete yavaş yavaş hazırlıyor. Dans eden insanlarda oluşan bu duygu durum bozukluğunun en önemli tetikleyicisi olarak çoğunun çocuklarının savaşlarda ölmüş olmasını işaret ediyor. Pislik içindeki sokaklarda dans eden ve kendi dışkıları üzerinde yaşayan insanları piskoposun evinin önünden geçirterek de aslında sorunun kaynağını gösteriyor okura.
Kitapta yerel yönetim ile kilise büyük bir mücadele içindedir. Yerel yöneticiler piskopostan ısrarla yiyecek depolarını açmalarını ve halka bu yiyeceklerin dağıtılmasını ister. Şehrin burjuva sınıfı ise gösterileri büyük bir hayretle izlemektedir. Bir bakıma dans eden insanlar, izleyen insanların eseridir.
Halk, kilise tarafından cennet tapuları, taş yağdırmalar, işkence vb. değişik yöntemlerle korkutulur. Yazar, okura kilisenin iki yüzlüğünü ve sahtekarlığını, ince ayrıntılarla, ustaca sunmuştur.
Halkla kendi yiyecek stoklarını paylaşmayan kilise yüzünden insanlar daha hızlı ölmeye başlar. Açlıktan ölmeyenler ise dans esnasında ölmektedir. Kilisenin ise bu durum karşısında yaptığı tek şey yeni mezarlıklar açmak! Aslında hızlı bir toplumsal çözülme yaşanıyor romanda.
Ölen insanların hastalık yaymasından korkuluyor bir süre sonra. Değişik fikirler ortaya atılsa da belediye tarafından toplu ceset yakımına karar veriliyor. Yazar Jean Teule, birçok Avrupalı yazarın, sosyolojik trajedilerin irdelediği kitaplarında olduğu gibi Yahudilere yapılan eziyetlere(!) de değinmeden geri durmuyor.
Kadınlar kurtaracak dünyayı
Gözleri kocaman
Mavi, kara, ela, kahverengi, yeşil
Boyları selvi
Orta selvi
Az selvi
Bakışlarına, boylarına, huylarına kurban olduğumuz kadınlar
Öyle ki değil kalkan ele kalkan kaşa bile utandıracak kadınlar
Yalan ötesi berisi
Var olan anamız, yârimiz, kızımız, kardeşimiz, kadınlarımız…
Sebebimiz
Şiirde de dediği gibi açlık ve dansa rağmen sağ kalabilen insanları yine kadınlar kurtarır. Sağduyusu ağır basan rahibeler tarafından kapıları açılan yiyecek depoları, binlerce insana umut olur.
Sesi kısılıyor Enneline’nin, konuşamıyor. Yakılan iki bin kişinin ardından zaman normalde dönüyor.
Kitabın sonunda Enneline, bir kez daha topuklarının yere vurur. Kocası hemen engel olur karısına ve bunu da atlatacaklarına söz verir.