Gece
Gündüz

Susanna Tamoro, Yüreğinin Götürdüğü Yere Git

2 Ekim 2024

Zamanda yolculuk hakkınız olsa nerede kullanırdınız?

Ben 13-14’lü yaşlarıma giderdim sanırım. Ortaokulun son yaz tatilinin olduğu-daha liseye geçmediğim- anneannemin dedemin hala yaşıyor olduğu, bizi kızılcık toplamaya gönderdiği ama bizim toplamadan geri geldiğimiz(!) anneannemin üzüm yaprakları topladığı, onları destelediğimiz, o yaz sıcağına dönmek isterdim. Ama şu anki aklımla, şu anki zihnimle dönmek isterdim. Dışardan bir göz olarak onları izlesem, baksam baksam… Büyükbabam her zamanki köşesinde otursa, bahçeden yeni gelmiş acıkmış ve yemek istiyor, anneannem kucağında bir sürü değişik otları toplamış bahçeden geliyor ve biz yine türlü yaramazlıklar peşinde. Bize söylenseler ama bu sefer onlara kızmasam çünkü önümüzdeki sürenin çok uzun olmadığını biliyorum, gitsem sarılsam büyükbabama, haklısın desem gıdıklasam karnını…

“Nineler ve dedeler ölünce insan öksüz kalır mı? Belki de onların kayıpları adlandırılmaya değmeyecek aksesuar olarak görülüyordur. İnsan dedesinden ve ninesinden ne öksüz, ne yetim, ne de dul kalır. Onları uzun yolun bir yerinde doğallıkla, dalgınlıkla, sanki bir şemsiye unutur gibi bırakırız.” İşte Susanna Tamara Yüreğinin Götürdüğü yere Git kitabında kitabında böyle bir zamandan geliyor bize, okurken o zamanı hatırlıyorsunuz geri dönmek isteyeceğiniz zamanı. Sevgili Olga mektuplarıyla torununu zamanda bir gemiye bindiriyor ve gemi denizde uzun bir yolculuğa çıkıyor. Bazen günlerce dingin oluyor deniz bazen dalgalı hatta fırtına koptuğu bile oluyor.

Olga’nın kendi varoluş denkleminin, kendini çözmenin- çözememenin- kızına nasıl sirayet ettiğini anlatıyor bize o gemide. ‘İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken bir düşünce uğruna savaşmak, yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir’ diyor bir mektubunda. Geminin ilerleyen rotasında  bu ruh halinin İlarida’ya sirayetini, kızının ruhsal değişimine, aslında kızının çok da ruh sağlığının yerinde olmadığını fakat bunu kendinin bir türlü kabul etmek istemediğini ama sonunda kabullenmek zorunda kaldığını anlatıyor bize.

‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’ kitabını duydunuz mu? Bence bir kitap hariç -ki ne olduğunu çok iyi biliyorsunuz- bütün kitaplarda referans gösterebileceğimizi bir eserdir. Olga‘nın zamanda yolculuğunda Agusto limanına varırız, Agusto çok iyi biridir, Olga’nın her istediğini yapmasına, Pazar ayinleri sonrası -Olga gitmek istemiyordur aslında ama gelenekler bu şekilde olduğu için gider- onu pastaneye götürüp istediğini almasına, gün içerisinde ve kır da dolaşmasına izin verir, ona asla bir el bile kaldırmamıştır ve bu Agusto’yu çok iyi bir insan yapar. Olga’nın ondan boşanması için bir sebebi yoktur. İşte Olga burada kurtlarla koşan kadınlarda Mavi Sakal’ın eşi hikayenin küçük kızıdır. Kalede her şeyi yapabilirsin, kız kardeşlerini çağırabilir, yiyebilirler içebilirsiniz, şu oda hariç  bütün odalara girebilirsiniz kuralı gibi, Mavi Sakalın sınırları içinde özgürdür ve mutludur Olga.

Hikayenin sonunda küçük kız merakını yener, o odaya girer ve sonunda da kazanır peki ya Olga? Augusto Olga‘nın daha cesur kararlar alabilmesinin önündeki engelde ama bunu asla engellediğini sözel olarak ifade etmeden yapar. Ne yazık ki Agusto sevgisini içinde yaşar, Olga için bu sevginin hiçbir emaresi yoktur hayatında ve işte o anda olmaması gereken bir şey olur denizde ki gemi fırtınaya kapılır, Olga Ernesto ile tanışır. Olga’nın bir sırrı vardır ve bu sır 3 kişinin hayatını mahvetmiştir.

Sahi İlarida’nın elleri neden aileden kimsenin ellerine benzemiyordu?

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.