Gece
Gündüz

Kuyunun Dibi Bir Çıkış Noktasıdır

4 Ekim 2024

Dünya insanoğlu için bir imtihan geçididir. Burada ölümsüz tükenmeyecek bir sınava tabi tutulduğumuzun bilincinde olmalı ve bu bilinci, nokta atışıyla hayatımızın merkezine yerleştirebilmeliyiz. Bizim için mesele, yaşadığımız zorlukların ne olduğu ya da nasıl çözüldüğü olmamalıdır. Mesele; sıkıntıyı, derdi, kederi… evvela nasıl karşıladığımız ve tüm bunlar zıddına dönünceye kadar onlarla birlikte nasıl yaşadığımız olmalıdır. Tıpkı bir gülün henüz gonca halinde beklerken dahi gövdesinde büyümüş dikenlerle hemhal oluşu gibi.

Evet, dert sahibi bir insanı gonca halindeki bu güle benzetebiliriz. Gül, dermanının doğumunu temsil edecek o yaprak açışına varmadan önce; topraktan, bağrındaki dikenlerine ne kadar su çekmiştir dersiniz? Bu gonca gül gibi dikenine/derdine kabul idraki ile yaklaşan ve ona, geçeceği güne kadar şefkatle sarılabilen kaç insan vardır?

İmtihanlar âdemoğlu için nihayette dermandan bir bal küpü olsa da en başta zehirden bir oluk gibidir, yudumlaması acı verir, acı hissettirir. Peki o acıyı hissederken ne düşünür, ne yapar insan? İsyan mı, kendisi için öfkeden fikri bir yumak mı? İmtihanın gönüle sürdüğü keder yaşı, tebessümünü doğuracağı güne kadar nasıl geçirir insan zamanı?

Herkesi bilemem ama bir kendimden aktarabilirim ki her imtihanın gönlüme bir ok gibi batırıldığı odacıkta, o derdin dermanına ulaşana kadarki bir nebzecik merhemi; derdi, acıyı hissettirse dahi onu sualsiz kabul edişte gördüm. Cefanın halime akıttığı kederi hep kabul ettim ve onun sinemdeki geçici varlığıyla hiç savaşmadım. Hem gördüm, geldiyse bir cefa ferahlığı hep ilerideydi ve ben o ileriye yaşadıkça daima ulaşmaktaydım.
Peki gönlünde dağlanmış bir kesik varken ne kadar bekleyebilir bir insan? Bir yara, en uzun ne zaman kabuk tutar? İnsan, ileride elbet bir dermanın olduğu inancıyla derdini ne kadar sarmalayabilir? İmtihanın insanı tüketen bir dip noktası yok mudur? Kederin içinde durulacak, durdurulacak bir zemin eşiği yok mudur?

Elbet vardır… Bazen bir dert onlarca yılını, yaşını, dualarını alır insanın. Her sıkıntıda olmaz fakat bazı imtihanlar sizi kuyunun en dibine düşürür. Bunu hissedersiniz. Yaşanmadan görülebilecek bir dip değildir orası. Kuyunun içine düştükçe karanlığın bile kendisini korkuttuğu bir karalığı haykıran zemine sahiptir.

İnsan bu eşikte ne yapar ya da ne yapabilir dersiniz? İmtihan kuyusunun göğe uzanan her yüksek boşluğu, yukarıya doğru çıkışı kolaylaştırırken; kuyunun en dibinde çıkış, nereye yakındır? Yukarıya mı?

Hayır, bu noktada kurtuluş, zeminin ortadan kalkmasındadır. Lakin bu, Yusuf olabilmeyi gerektirir. Ancak imtihan kuyusunun en dibine, zeminine düşünce Yusuf olunabilir. Yusuf olmaktan başka nasıl bir beyazlık düşebilir ki bu karanlık kuyunun duvarları içerisine? Kuyunun bu dip zemini, başka türlü nasıl sarsılıp bir çıkış gediği açabilir?

Evet, bazı imtihanlar insanı kendisine karşı çaresiz bırakıyor, ileride bir dermanın var olduğunu düşlemekte yorgunlaştırıyor ve nihayette kişiyi kapkara bir kuyunun en dibine indiriyor. İşte o dip, Yusuf olabilme yeridir. Çünkü bazı imtihan kuyularının dibindeki çıkış, Yusuf olabilmekte gizlidir. Yani bazı zorlukların içinden kurtuluş, insanın kendisinde saklıdır.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Sonraki Yazı

Susanna Tamoro, Yüreğinin Götürdüğü Yere Git

Önceki Yazı

Adana: Çocukluğum, Gençliğim ve Anılarımın Şehri