“Bu yazıyı kaleme almamın sebebi, tarihimizin sayfa aralarında karanlık birer boşluk gibi duran pek çok hadisenin bulunması dolayısıyla duyduğum sorumluluk hissidir. Geçmişimiz hakkında okuduğum kaynaklarda cevabı asırlarca verilememiş soruların bulunması dolaylı olarak tarihimizde kesintilere maruz bırakıp parçalara bölmektedir. Ben bu yazıda cevaplanmayı bekleyen yüzlerce sorudan sadece birine cevap arayacağım. Şimdi kahvenizi yanınıza alın ve anlatacaklarımı dinleyin. Keyifli okumalar.”
Abdullah Efendi
İntihar mı? Cinayet mi?
1876-77 tarihleri Osmanlı Devleti açısından çalkantılı ve kısmen buhran içinde geçmiş ender vakitlerdendir. Art arda iki padişah değiştiren devletimiz, ta ki II. Abdülhamid tahta çıkıp istikrarı sağlayana kadar alt kimliği belirsiz karakterlerin güdümüne maruz kalmıştı. Sultan Abdülaziz’in intiharı ve cülus merasiminde papazların kıyafetlerinden korkup kaçarak kazayla az kalsın havuza düşecek kadar cinnet halinde bulunan V. Murad’ın tahta oturmuş olması zaten çöküntü halinde bulunan kamuoyu psikolojisini yerle bir etmişti.
Sultan V. Murad’ın kötüye giden ruh hali, artık sözde hükümdarlığı için bir engel teşkil etmeye başladığı için perde arkasında bulunan çobanlar farkında olmadan adeta kendi fişlerini çekerek Şehzade Abdülhamid’i tahta çıkardılar.
İşte bu dönemde yukarıda kesin bir ifadeyle belirttiğim “İntihar” olayı, tekrar raftan indirilip, araştırılmaya başlandı. Devrik Sultan Abdülaziz, intihar etmemiş, bilakis öldürülmüştü.
Şimdi intihar günü olan 4 Haziran 1876’ya geri dönelim. Sultan Abdülaziz, hayatta olduğu son gün sakallarını düzeltmek için bir makas istemiş, sonra odasının kapısını kapatıp içeri kimseyi almamıştı. Onu ayna karşısında en son gören kişi bir cariyeydi. Sonra ne mi oldu?
Odadan bir gürültü sesi geldi ve önce sultanın annesi olmak üzere herkes kapıya akın etti. Ama kapı kilitli olduğu için birkaç güçlü muhafıza kırdırıp içeri girdiler. Sultan, bilekleri kesilmiş bir halde kanlar içinde yerde yatıyordu. Orada bulunan herkes sultanın intihar ettiğine kanaat getirdi. Yani bir makasla mı?
Haydi diyelim ki iyi bilenmiş bir makasla bu iş iyi bir şekilde icra edilebilir ve edildi. İntihardan evvel sultan o makasla sakallarını düzeltmişti. Kendi intiharını örtbas etmeye mi çalıştı? Garip bir çıkarım… Hane halkı içeri girdiğinde na’şın yanı başında açık bulunan bir kur ‘an olduğunu gördüler. Demek ki sultan o sırada kuran okuyordu. Yani oturur vaziyetteydi. Oturan bir kişi yere yığıldığında herkesin tüylerini ürpertecek bir gürültüye sebep olabilir mi?
Yoksa sultanın annesi o gürültüyü mü bekliyordu?
İçeride sultandan başka birileri de olabilir miydi?
Bu ve daha fazla soruya cevap bulmaya çalışan Yıldız Sarayı ovakitler Midhat Paşa ve Mahmud Celaleddin Paşa‘yı mahkeme etmişti. Ama olayın üzerindeki buğu kalkmamış ve zihinler “intihar mı? cinayet mi?” soruları arasında gidip gelmişti.
Kayıp Bir Fotoğraf
Sultan Abdülaziz, son günlerini Feriye Sarayı’nda geçirmişti. Buradan evvel Topkapı Sarayı’ndaydı ve bu süre zarfında pek çok hakaretlere maruz kalmıştı. Çünkü onu bu hale sokanların kini o ölene kadar dinmeyecekti.
2005 yılında ortaya çıkan bir fotoğraf sultana yapılan hakaretler ve aşağılayıcı davranışların bir vesikası durumuna gelmişti.

Fotoğrafta iki zabitin arasında garip kıyafetlerle oturan bir adam görüyoruz. Fotoğrafı yayınlayan kişi bu adamın Sultan Abdülaziz olduğunu üstüne basa basa belirtiyor. Abdülaziz’in arkasında laubali bir şekilde kolunu sandalyeye dayamış ve diğer tarafta mason duruşuyla kendini açık eden iki genç var. Saray ahalisindeki kin o dereceye gelmiş ki koskoca cihan padişahına karşı saygılarını bile yitirmişler demek.
Peki sultanın üzerindeki kıyafetlere ne demeli? bol kesim bir şalvar, üzerine sarık sarılmış arakiye benzeri bir fes, boyunda bir atkı ve kolları geniş mi geniş 15. asır Osmanlı’sını andıran bir ceket. Yüzündeki gerginlik ise cabası…
Fotoğrafın saraydan çıkma olduğu, üzerindeki Vasilaki Kargopulo imzasından anlaşılıyordu. Kargopulo, 1877 yılında saray fotoğrafçısı yapılmıştı. Dikkat ediniz 1877 diyorum. Sultan Abdülaziz öldüğünde takvimler 1876’yı gösteriyordu. Herhalde Kargopulo’nun böyle bir fotoğrafla sarayda ün yapıp fotoğrafcı-yı hümayunluğa atanacağını düşünmesi akıllara zarar bir düşünce olur.
İyi de bu kıyafetleri sultana ne zaman giydirdiler? Arkasında duran iki genç kim? Kargopulo bu fotoğrafı nasıl çekti? Sultanı o kıyafetleri giymeye nasıl ikna ettiler?
Fotoğraftaki kişi gerçekten Abdülaziz mi?
Arşivler diyor ki sultan ölmeden evvel hane halkı daima yanındaydı. Yani sultana böyle bir resim için gelindiğinde mutlaka bir şahit bulunur ve bu olayın kaydı düşülürdü. O zaman bu fotoğraf neyin nesi?
El cevap; sultanı bu halde aşağılanmış olarak gören herkes, onun bu hakareti kendine yediremeyip intihar ettiğine inanacaktı. Ama buna gerek kalmadı.
Fotoğraftaki kişi gerçekten Abdülaziz ise bunun mutlaka kayıtlara geçmiş olması gerektiğini zikretmiştik. Düşünsenize koskoca cihan padişahına gelip “kalk bunları giy seni fotoğraflayıp aleme rezil edeceğiz.” deseler cevabı ne olurdu? Kesinlikle en şiddetli biçimde reddeder ve bu teklifi yapanları kovardı.
O halde resimdeki kişi Abdülaziz değil!
Kanıt mı istiyorsunuz? Gelin beraber inceleyelim.

Sultanın şakakları biraz kulaklarına yakın olmakla beraber saçları kıvırcık ve kırlaşmış. Burun yapısı ataları gibi kemerli ve uzun. Göz kapakları yeğeni Murad ve Abdülhamid’inkiler gibi belirgin ve gözleri burun kemerine doğru çukurlaşıyor. Göz rengi ise kapalı. Fotoğraf siyah beyaz olduğu için rengini tam olarak saptayamıyoruz. Sakalları ise ustaca toparlanmış ve alt dudağı dolgunca. Kaşları ise zamanla dolmuş.

Bu fotoğraftaki abimiz gerçekten sultana çok benziyor. Kendisini bulan kişiyi alkışlıyoruz. Şimdi bakalım, sultanın göz altları hiç o kadar torbalanmadı. Burnu benzese de kaşlarıyla gözleri arasındaki mesafe kendini ele veriyor. Çünkü sultanın göz kapakları o kadar ince değil. Bıyıklardaki hafif beyazlık kaybolmuş gibi… Üstelik bu abimizin yanakları daha geniş. Asıl ayrıştırıcı noktaya gelelim. Resmi büyütün ve adamın sağ gözüne bakın. Parlamadan anlayacağınız üzere adamın gözleri renkli. Oysa sultanın en ışıklı ortamda çekilen fotoğrafında bile gözleri bu kadar parlamıyor. Boynundaki atkıyla boyun çevresi güzelce kapatılmış.
Sultana benzeyen bu adamın kim olduğu hakkında bir bilgiye zaten ihtiyacımız yok. Biraz daha detaylı bakalım.

Sultan Abdülaziz, sandalyede otururken cihan padişahı unvanını taşıdığından bu ağırlık oturuşuna yansımıştır. Fark ettiyseniz sandalyeye yaslanmamış bile. Dik bir oturuş ve gözlerdeki mağrurluk kendini gösteriyor.
Oysa ki bizim gösterdiğimiz fotoğraftaki adam bir elini bacağına koymuş diğer elini göbeğine sarmış bir halde sadece kameraya poz vermek için orada olduğunu -konuşamasa da- söylüyor.
Fotoğrafın Sultan Abdülaziz’e ait olamayacağını son olarak bir fotoğrafla daha delillendirip konuyu bir sonuca bağlayacağım.
Sultan Abdülaziz’in son zamanlarında çekilmiş bu fotoğrafına bakılırsa iyice yaşlılık vurmuş gibi. Çenesindeki sakallar tamamıyla beyazlamış. Bizim fotoğraftaki abimizde ise böyle bir beyazlık söz konusu değil.

Peki Neden Böyle Bir Fotoğraf Çekildi?
Bu soruya cevap olarak karşımızda üç ihtimal duruyor;
Birincisi; Abdülaziz’i tahttan indirenler onu aşağılamak için bu fotoğrafı çektiler. Ama delilleriyle gösterdik ki fotoğraftaki kişi sultan değil. Öyle olsaydı Vasilaki Kargopulo ve resimdeki iki genç bu fotoğrafın hesabını vermek üzere mutlaka yargılanırdı.
İkincisi; Sultan Abdülhamid, kurnaz zekasıyla amcasına benzeyen bir adamın bu halde fotoğrafını çektirip ortaya attı ve halkı katillere karşı galeyana getirdi. Ama bir dakika, fotoğraf 2005’te ortaya çıktı. Eğer Abdülhamid bu fotoğrafı teşhir etmiş olsaydı dönemin gazetelerinde, hatta yabancı gazetelerde bile bu resim basılırdı. Bu ihtimalde dayanaksız gibi görünüyor.
Üçüncü ve en kuvvetli ihtimal aciz kanaatime göre şudur; fotoğrafı isyancılar çektiler. Ama gerçek sultanınkini değil. Muhtemelen bu fotoğraf V. Murad zamanında intiharın bir suikast olduğu söylentileri çıktığı sıralarda çekildi. Eğer suikast araştırılır da asıl failler ortaya çıkarılırsa bu resim ortaya atılıp sultanın izzet-i nefsine dokunduğu için intihar ettiği söylenecekti. Planın boşa çıkması halinde kurbanlar hazırdı, iki genç zabit… Fotoğrafı da Kargopulonun çekmediği anlaşılıyor. O devirde saray fotoğrafçısı olup Osmanlı-Rus harbi sırasında azledilen Abdullah Biraderler, çektikleri bu fotoğrafın negatiflerini Kargopuloya verdiler ya da onun stüdyosunda yıkadılar. Kargopulo da ortaya çıkan bu resmi -başını yakmamak- için gizledi. Ta ki 2005’te ortaya çıkana kadar.
Sonuç olarak Sultan Abdülaziz suikastı çetrefilli bir şekilde örtbas edildi. Her gizlinin açığa çıkacağı güne kadar o fotoğraf stüdyosunda neler yaşandığını kimse bilmeyecek.