Gece
Gündüz

Perişân (Tefrika 1. Bölüm)

3 Haziran 2025

1858

Pos bıyıklı ihtiyar küçücük kızcağızı incecik bileğinden kapmış çekiştirerek götürüyordu. Zavallı kız ağlamaktan yorulmuş halde, kalan kuvvetiyle bu adamın kaya gibi sert elinden kurtulmaya çalışıyordu. Nitekim gideceği bir yer yoktu. Ama kurtulursa bilmediği bu sokaklar ona bir umut ışığı olabilirdi. Adamın ellerinin çözüleceğinden umudu kesince kendini bir anda yere bıraktı. Adam onu iki adım sürükledikten sonra ayağa kaldırıp olanca gücüyle vurmaya başladı. Bu acı manzaraya o sırada oradan geçmekte olan iki kişi, daha doğrusu iki kardeş şahit oldu. Bunlardan biri dar ve ince bıyıklı ve temiz kıyafetliydi. Diğeri de fesinin dışarısında kalan kısma nazaran kel ve gür sakallıydı. Beriki hemen yetişip adamın belinden kavradığı gibi yolun ortasına attı. 

“Hayrola Bey amca! Öldürecek misin yavrucağı?”

“Karışma beyim. Parasıyla aldım onu.”

“Parayla aldın da hayvana vurur gibi dayak vurman mı gerek? Nereli bu kız?”

“Kâfi! Artık bırakın da götüreyim.” gür sakallı elini adamın göğsüne dayadı.

“Bana bak herif. Seni öyle paralarım ki kırk günde kendine gelemezsin.” Beriki;

“Kaç paraya satın aldın bu kızcağızı?” diye sordu.

“Bir lira.”

“Al sana iki lira. bu kız artık bizim himayemizdedir.” Adam;

“Eşkıya mısınız be!” diye bağırmaya başlayınca gece bekçisi onları duymuş olmalı ki sokağın sonundan düdüğünün sesi işitildi. Elindeki yarı sönük gaz lambasıyla oraya geldi. 

“Ne oluyor burada?”

“Bekçi Efendi demin bu adam şu kızcağızı döve döve bitap düşürdü. Ne gerekse yapınız.”

“Bu kız kimdir?”

“Bizim cariyemiz.” Adamın elleri titremeye başladı.

“Ama efendim bakınız…”

“Sus serseri! Uzat kollarını. Yarın karakolda anyayı Konya’yı gösterirler sana.”

Bu iki kahramanın isimlerini merak ediyorsunuzdur. Şu gür sakallı olan var ya. İşte onun adı Kemal Sâfî’dir. Abisinin adı ise Vedât Nazif. Vedât eğilip eliyle kızın başını çevirdi. 

“Türkçe biliyor musun?”

“Biliyorum.”

“İsmin ne senin?”

“Bilmiyorum.”

“Yaşın kaç?”

Kız bu adamlardan korkmuş gibiydi. Soruları çok geç cevaplıyor, başını sürekli başka yöne çeviriyordu. 

“Bizden korkma. Artık bizim himayemizdesin. O adam yok artık.”

Kız zorla da olsa bu sözlerden cesaret alıp;

“On altı. On altı yaşındayım.” dedi.

“Allah Allah. Hayret. Küçük gösteriyorsun.” 

Kızcağız zayıf ve çok kısaydı. Saçları toplanmış fakat dağınık duruyordu. Kıyafeti yeni gibiydi. Gözleri yemyeşil zümrüt taşı gibi parlıyordu. 

“Haydi gel bizim eve gidelim.” dedi Vedât Nazif. 

Zavallı kızcağız küçüklüğünden beri böyle evlerde hizmetçilik yapmaya alışmış olduğundan gelmemekte ısrarcı olamadı. 

Gece karanlığının iyice bastırdığı bir saatte babadan kalma iki katlı derme çatma evlerine geldiler. Burası onların ilk evleri değildi. Bu iki biraderin babası eşraftan biriydi. “Hakim Bey” dendi mi hatırlara hep o gelirdi. Hiç kimseye karşı haksızlığı olmaz, haksızlık yapana da cesaretle karşı koyardı. Bu adam kalem müdüriyeti ile iştigal ederken bir zaman kumara meyledip çok borçlanmış ve üç katlı muazzam konağını satmak zorunda kalmıştı. Kendini durmadan ikaz eden karısına rağmen bu çirkin alışkanlığından vaz geçemeyen Hakim Bey sonradan pişman olmuşsa da mesleğinden azledilmiş ve Malta’ya sürülüp orada ölmüştü. Hanımı da kısa bir müddet sonra vebadan vefat edince bu iki biradere pederlerinin yakın bir dostu Muzaffer Bey sahip çıkmış ve tahsillerini bitirmelerine yardım etmişti. 

Sâfî, Muzaffer Bey’in bu iyi muamelesini çoğu zaman suistimal edip keyfi harcamalar yapmıştı. Ağabeyi ise iyi adama yük olmamak babında babası gibi kalemde memuriyete başlayınca derhal kendi iaşesini kendi karşılamaya başlamıştı. Sâfî ise bir gazetede dizgicilik yapıyordu. 

Hiç çocuğu olmayan Muzaffer Bey de ahirete irtihal edince bu iki birader malum evde hayatlarını idame ettirmeye devam ediyorlardı. 

Vedât odadaki lambaları yakmaya koyuldu. Uzun zaman gaz yağı almadıklarından odada en fazla üç lamba yakabiliyorlardı. Evin içinde loş bir aydınlık olsa da onlar buna alışmışlardı. Kızı bir yere oturttular. Sâfî aceleyle odasına çıktı. Vedât da bir yere oturup kızı sorgulamaya devam etti. 

“Çerkez misin?”

“Şirazlıyım.”

“Acemsin yani… bundan sonra burada kalırsın. Odanı ben hazırlarım. Benim adım Vedât. Ama ikinci adımı daha çok beğenirim. Bana Nazif Bey dersin. Onun adı da Kemal Sâfî. Benim kardeşim. Senin ismin yoktu değil mi?”

“Yok.”

“İsimsiz insan olur mu hiç? Sana bir isim bulmak lazımdır. Bekle.” dedi. 

Birkaç dakika sonra elinde bir kitapla geldi. 

“Şimdi bir bakalım. Sen Acem olduğuna göre bir acem adı bulmak icap ediyor.”

Uzun bir zaman sayfaları karıştırdı.

“Şehrazat…olmaz çok kadim bir isim. Hande…çok meşhur. Peri… Belkıs… Şirin… Hah bak şu isim olur.”

“Şirin?”

“Hayır. Pervin.”

“Pervin…”

“Beğendin mi?” Kız biraz etrafa bakındıktan sonra;

“Evet.” dedi.

“Saat de geç oluyor. Ben senin odanı hazırlayayım güzelce bir uyku uyu.” deyip üst kata çıkarken Sâfî’nin yeni bir takım elbiseyle aşağı indiğini gördü. Başında gümüş dikişli fesi, elinde taşlı bastonuyla Pera’lı beyzadelere dönmüştü.

“Hayrola Beyzadem.” dedi Vedât.

“Safvet’lere gidiyorum. Oradan da gazeteye geçerim.”

“Sebep? Kumar mı oynayacaksın yine?”

“Ya hu ille de kumar için mi dosta gidilir? Benim işime bir defa da karışma.”

“Neyse ben sana avdetinde sorarım bunu. Bari çok para kaybetmeden kalkıver.”

“Tamam tamam.”

“Bak bir de tamam diyor.” Sâfî hızlıca kapıya koşup dışarı çıktı. 

Pervin’in masum bir tebessümle karşılık verdiği bu hadise, Vedât’ın içinde durmadan büyüyen bir yaradan başka bir şey değildi. Yarım saat içinde Pervin’in odasını hazırlayıp eline odanın anahtarını tutuşturarak uyumasını tembihledi. Bir de;

“Benzin solmuş. Hasta olmuş olabilirsin. Yarın seni bir doktora göstermek icap ediyor.” dedi. Ardından yeni parlamış lambaları tekrar söndürerek koltuğunun yanındaki yarısı erimiş mumu ateşleyerek yevmî gazetesini alıp uzandı.

Birinci Kısmın Sonu.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Sonraki Yazı

Biz Olmak

Önceki Yazı

Perişân (Tefrika 2. Bölüm)

Don't Miss