Gece
Gündüz

Özgürlüğün Kıyısında

27 Şubat 2025

2022 yılı, aylardan temmuz. Belki de ağustos hatırlamıyorum. Sahi ne çok şey unutuyorum. Aylardan, günlerden neydi hatırlayamıyorum. Ama çok sıcak bir ikindi vaktiydi.

Hiç bilmediğim bir şehrin ara sokaklarında öylesine yürüyorum. İzin günüm, haftalardır beklediğim, tüm gün uyuyup dinlenmeyi planladığım gün. Ama daha öğlen bile olmadan önümden geçen ilk otobüsü durdurup “Merkeze gider mi?” diye sorup çoktan yola çıktım. Sahi, neresiydi merkez? Uzak mıydı? Nereye gidiyordum? En önemlisi nerede inecektim? Bunu bugün bile bilmiyorum. Belki de sadece eksik birkaç parça eşya almak için, belki de haftalar sonra güç bela aldığım izni uyuyarak geçirmemek için attım kendimi sokağa… Hatırlamıyorum. Dedim ya, çok fazla unutuyorum. Çoğu şeyi güç bela hatırlıyorum. O gün hangi sokakta gezdim, neler aldım, nerede dinlendim bilmiyorum. Net olarak hatırladığım tek şey, bir ses ve bir koku…

Gözlerimin dolmasına sebep olan…

Yürürken bir anda sokağın ortasına çakılı kaldığım…

Çokça özlem hissettiren bir ses ve koku…

Ben gökyüzünü ve denizi çok severim. Deniz rengini gökyüzünden alırmış. O muhteşem mavilik, gökyüzünün yansımasıymış. Bunu öğrendiğim günden beri maviyi bir ayrı seviyorum. Denizi çok severim demiştim. O yaza, yirmili yaşlarımın ortasına, kadar sadece bir defa o kadar yakından izlemiştim onu. İlk kez hiç bilmediğim, tanımadığım bir şehre sırf denizi görme arzusuyla günübirlik gitmiştim. Onca saatlik yola rağmen birkaç saatliğine uçsuz bucaksız o benzersiz maviliği izleme şansını bulmuştum.

İşte bu mavi sevgisi ve içinde taşıdığı özgürlük hissi için o yaz izin alıp uzak bir şehre, birkaç ay denizle iç içe yaşamaya gitmiştim. Ama işler umduğum gibi gitmedi. O çok sevdiğim denize sadece birkaç metre uzakta, tüm gün yanı başında olmama rağmen birkaç hafta sonra göz ucuyla dahi bakamayacak kadar yorulmuştum. Ama bu yorgunluk daha başka bir sevgiyi tetiklemişti “mutfakta olmayı ve olabildiğince yeni şeyler öğrenmeyi”.

Her gün bir öncekinden daha hızlı daha yoğun geçip çabucak bitiyordu. Merak, heves, yeni bir ortam… Sanırım bunların hepsi birbirini tetikleyip o boşluk hissini zihnimde bir yerlere yerleştirmişti. Bilmiyorum, sadece çok yorulduğumu ve durmam gerektiğini hissettim. Bu unutkanlık da o günlerde belirdi. Artık dayanamadığım bir gün izin istedim. Sadece durmak ve dinlenmek için.  Ama günün sonunda bomboş bir sokakta kalakalmıştım.

Özgürlüğüme birkaç adım uzakta…

Denizi ne kadar seviyorsam orda yaşayan ve işi düşmeyenlerden başka kimsenin geçmediği dar sokaklarda, arka mahallelerde gezinmeyi de bir o kadar seviyordum. Belki o gün de kimsesizliğini gördüğüm için uğradım o sokağa hatırlamıyorum. Belki de bir köpekten kaçmak için ya da bir kediyi sevmek için… Saat kaçtı bilmiyorum ama biraz önce sahildeyken denizin yavaş yavaş kızardığını görmüştüm. Güneş batmamıştı ama keskin sıcaklığı yerini çiçek kokularını getiren sıcak bir rüzgâra bırakmıştı. Denizden, insan kalabalığından uzaklaşmıştım. Araba sesleri yerini yaprak hışırtılarına bırakmıştı. Avare gibi gezinirken çiçekli bahçelerin, üç dört katlı binaların arasından geçtim. Çıkmaz bir sokağa geldiğimi fark edip tam geri dönecekken balkon kapısı açık bir evden gelen seslerle kalakaldım.

Önce burnuma yemek kokuları geldi, ardından kaşık çatal ve gülüşme seslerini duydum. Gözlerim doldu, haftalardır zihnimde oluşan boşluğu neye olduğunu bilmediğim bir özlem hissi doldurdu. Ayaklarım yürümekten imtina etti.

Anladım ki asıl kimsesiz olan o sokak değildi. Bendim…

Kalemi Sevda Kokan Birinden…

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Sonraki Yazı

Dmitri Kantemir: Âsî Bir Prensin Hüzün Kokan Meşki

Önceki Yazı

Bergüzâr