Kimdir bu dünyayı bozguna uğratan? Biz mi?
Dünya çok farklı bir yer. Koskoca kâinatta içinde hayat olan tek gezegen ve bin türlü sırrı barındıran esrarengiz bir yaşam alanı. Binlerce yıldır keşifler, teoriler, savaşlar ve medeniyetleri tek bir gök çatı altında toplayan minicik bir küre. Yaşanılmaz denecek kadar köhne, “bir gün daha.” denecek kadar güzel ve ihtişamlı. Bu ihtişam bazen inançları gölgeleyecek kadar büyülü, bazen de inancımızı sağlamlaştıracak kadar görkemli bir kıyafete bürünüyor. Oysaki bazılarımız onun bir avuçluk parseli içinde geçinip gidiyoruz. Onun içinde ama ondan habersiziz. Öküzün boynuzlarına kadar küçülür. Ama göz alabildiğine geniş bir çöldür. Herkes ondan fayda görmüştür de kimsenin ona bir faydası olmamıştır.
Hele ki insanın…
Onun her zerresinden faydalanmıştır da yine de ondan uzaklara gitmeye seğirtir. İlla da Merih der, Mehtap der, Feza der. Köhneliğini arsızca yüzüne vurur bu yedi kucaklık toprağın. Arkamızdan gelenler bir bakar ki her karışında nankörlüğümüzün izi var. Ne kadar mütevazi olduğunu ah bir bilebilseydik…
Bize hizmetkar olmak pahasına dürülüp dümdüz olacakken yine de surat asmaz. Her baharda yine besmeleyle sunar bembeyaz çiçekleri. Nehirler kururken, buzlar çözülürken, soluduğumuz nefese necaset bulaşırken…
Kimdir bu dünyayı bozguna uğratan? Belki de biz.