Nilay Özer’in yüzü kelebeklerle örtülü adını alan şiir kitabı, ödünç yüz, yüzü kelebeklerle örtülü ve yüz/ yakın plan olmak üzere üç bölümden oluşur. Senaryosu Orhan Pamuk tarafından yazılan ve 1991 yılında Ömer Kavur’un sinemaya aktardığı Gizli Yüz, mistik bir arayışın hikâyesini anlatır. Zamansal olarak farklılık gösteren söz konusu üç anlatı Gizli Yüz filmine Nilay Özer’in dizelerinden bakmayı amaçlayan bu metinde; Kavur’un filminden alınan üç görsel, Özer’in kitabının üç bölümü ve Pamuk’un senaryosundan alınan bazı parçaların birbirlerine seslenen yapısı bu üç anlatı biçimine de yakınlığı olan bir bilinç tarafından duyulduğu biçimiyle aktarılmıştır.
ödünç yüz

Başka birinin yüzüne sahip olmak ve ödünç bir yüzle yaşamak kendine yabancı olmayı işaret eder. Başkasına ait bir yüzü taşımak aynı zamanda başkasına ait bir kimliği de taşımaktır. Ödünç bir yüzle yaşayan birey, kendi kimliğini seçmemiş toplumun beklentileri doğrultusunda kendisine sunulmuş olanı yaşamakta olan bireydir. Gizli Yüz filminde fotoğraflardaki yüzlere bakarak bir yüz arayan kadının, dikkatini çeken yüzü bulduğunda
aradığının o olduğundan emin olmak için fotoğrafçıdan o yüzün sahibine sormasını istediği sorular arayışın aslında kendi kimliği olduğunu gösterir. “KADIN: Rüyalarında ne gördüğünü sor… Rüyalarının tamamlanıp tamamlanmadığını… Yoksa unutuyor mu? Rüyalarında yüzler siliniyor, karışıyor mu? Hatırlıyor, kendisi olabiliyor mu?” (Pamuk, 2022: 19) Bireyin kendi olması bir başkası olmanın aşılmasıyla gerçekleşir. Fotoğrafçı da tıpkı kadının yaptığı gibi başkalarının yüzlerine bakarak bir sırrı çözmeye çalışır. Ödünç alınmış bir kimliğin yarattığı ağırlık hissinden kurtulmak başka yüzlerde bir anlam aramakla mümkündür. Kendinde eksik olan tamamlanmamış bir yan, başkalarının yüzlerinde aranır. Başkalarının yüzlerinde kendine ait bir anlamı bulmak kendi ruhunun parçalarını tamamlamak ve kendi hikâyesini okumak arzu edilir. “Bir yüzü diğerinden ayıran nedir? Bir hikâye… Anlamlı yüz hep bir hikâye anlatır…” (Pamuk, 2022: 37) Yüz, ona sahip olan kişiye ait bir geçmişin izlerini taşıyarak bir hikâye anlatır. Ödünç yüzün bir hikâyesi yoktur. Özer’in dizelerinde yer alan Ali’nin yüzü ise hikâye anlatan sahici bir yüzdür. “ali’yi ilk nerde gördüm her yerde birden gördüm / yüzüne bir an baktım bütün geçmişini gördüm” (Özeri 2024: 18) Yüz, zamanın aynasıdır, geçmişe ait tüm hikâyeler yüzde görünürleşir. Bu bağlamda Ali’nin yüzü de filmdeki saatçinin yüzü gibi bir anlatı taşır.
yüzü kelebeklerle örtülü

Gizli Yüz’de Fotoğrafçının kendini bulma yolculuğu başkalarının yüzleri üzerinden gerçekleşir. Gizemli bir kadının iki yıl boyunca her gün çalıştığı mekâna gelen müşterilerin fotoğrafını çekerek kendisine getirmesini istemesi üzerine kadının arayışına tanıklık eden fotoğrafçı bir süre sonra kendisini de yüzler üzerinden gerçekleşen bir arayışın içinde bulur. Yüzler ardında hikâyeler gizler. Yüzlerin sırrı gizledikleri hikâyelerdir. Hikâyeler, keşfedilmek ve anlatılmak için bir arayışı gereksinirler. “SAATÇİ: Yüzümüzde kaybolan anlamı ancak hatırlayarak buluruz… Kayıp güzel zamanları bularak… Acıyı hatırlayarak… Anlatarak… Ruhumuzdaki gizli saatin çarklarını aralayarak… Saatler hatırlar…” (Pamuk, 2022: 96) İç yolculuk ve ruhun kayıp parçasının çağrılması anlatmak ve aramak yoluyla gerçekleşir. Anlamı bulmak aynı zamanda hatırlamak ve bunun sonucunda da kabullenmekle birlikte gerçekleşir. “İşte hüzün hikâyecileriyle birbirimizi aramaya böyle başladık… Harita diye birbirlerimizin yüzlerine bakıyor, hikâye diye ruhlarımızı masaya koyuyoruz.” (Pamuk, 2022: 62) Yüzler bireyin kendi içine dönen yolculuğuna aracılık ederler. Başka yüzlerde onlara ait hikâyeleri bulmak, kendine ait olan ‘unutulmuş’ sırrın hatırlanmasına sağlar. Zaten bu yolculukta hatırlamak ve anlatmak en önemli unsurlardır. Nilay Özer’in dizelerinde kendine dönen bu iç yolculuğun aracısı olan yüzdeki sır, kelebeklerin zarafetiyle örtülüdür. Eserin ikinci bölümünde yer alan “kadının biri bir ağaca tırmandı / ve bir daha dönmedi” (Özer, 2024: 64) dizeleri kimlik arayışı ve iç yolculukla sembolik olarak anlamlı bir ilişki kurar. Kendini keşfetmek ve kendi içsel derinliğine ulaşmak için ağaca tırmanmak cesaret ve yüksek bilinç gerektiren bir eylemdir. Bir daha dönmemesi kalıcı bir değişim ve dönüşümün gerçekleşmesi sonucunda yeni bir kimliğin oluşması olarak okunabilir. “Geçenlerde bir adam geldi, yüzü acı yüklüydü. Piyango satıcısıymış… Bir biletin üzerinde bir kadın resmi görmüş ve bir daha unutamamış. Bütün hayatı yolundan çıkmış… Alay etmişler… Yüzünde öyle bir bakış vardı ki… Ona aramasını söylemek isterdim. Resimdeki kadını değil, aramayı seveceğini söylemek isterdim…” (Pamuk, 2022: 107) Esas olan aramanın kendisidir. Fotoğraftaki yüzü aramak için çıkılan yolculuk içe dönüşle sonuçlanır. Gizli Yüz’de biletin üzerinde görünen kadın resmiyle başlayan yolculuk yüzü kelebeklerle örtülü’de yer alan “üzüntünün şeklini almış bir köpek / beni öylesine değiştirdi ki / yaşayamıyorum eski yüzümle” (Özer, 2024: 36) dizeleriyle görünürleşir. Üzgün bir köpeğin görüntüsüyle başlayan süreç bireyin o güne dek taşıdığı kimliğinden sıyrılmasıyla sonuçlanır. Birey eski yüzünden uzaklaşarak yeni bir yüz ve kimlik edinir.
yüz/yakın plan

Yüzün yakın plan olarak ele alınması, en dolaysız ve detaylı haliyle görünürleşen bir yüz portresini çağrıştırır. Kimliğin en yalın haliyle yansıdığı yakın plan bir yüzleşmedir. Gizli Yüz’de bu yüzleşme kadının giderken bıraktığı video kaydının seyredildiği sırada gerçekleşir. Kadının yüzleşmesi video kaydında söylediği “…Küçük kız babasını dinleye dinleye uykuya dalar, rüyalarında bu işleri bir bir yaparmış… Ama sabah uyandığında hala o küçük kız kalmasına üzülürmüş… O kızın kim olduğunu çok sonra anladım. Bir sabah kar yağarken rüyalarımdan o yetişkin kadın olarak uyandığım zaman…” (Pamuk, 2022: 62) cümleleriyle gerçekleşirken fotoğrafçının yüzleşmesi kadının video kaydında akan görüntüsüne yansıyan yüzüyle, söylediklerini tekrarladığı anda gerçekleşir. Buna karşın yüzü kelebeklerle örtülü’nün üçüncü bölümünde yüzleşme bireyin kendisine sorular sorup aldığı cevapları kabullendiği durumları içerir. “şaşıyorum ne kadar az sevmişler beni / her şey anlam diye çırpınıyor karşımda / üstüme alınıyorum dünyanın güzelliğini” (Özer, 2024: 79) başkalarının sevgisiyle ölçülen bir anlam arzusu yüzleşmenin ifadesidir. Önce başkalarının sevgisinin yetersizliğiyle yüzleşilir. İnsan için nihai anlam yine kendi içindedir. Başkalarının sevgisizliğiyle başlayan anlam arayışı dünyanın güzelliğinin kavranmasıyla sonuçlanır. Gizli Yüz’ün bir ekran karşısında gerçekleşen yüzleşmesi Özer’in kitabının son şiirinde yer alan üç dizeyle tamamlanır. Böylece arayış, arayışın nesnesine dönüşle yani bireyin kendisine dönmesiyle sonuçlanır.
Gizli Yüz ve yüzü kelebeklerle örtülü benzer şeyleri farklı anlatım biçimleri ve farklı ifade tarzları kullanarak ele almış formlardır. Kimlik, geçmiş ve hikâye anlatımı yüz üzerinden ifade edilir. Yüzler yalnızca insanın dışarıya açılan penceresi değil aynı zamanda insanın evrenle ve kendi özüyle kurduğu ilişkinin yansımasıdır. İnsanın kendini keşfetmesi ve dünyayla iletişim kurması yine yüz üzerinden gerçekleşir. Bu bağlamda tıpkı Gizli Yüz filmi gibi Özer’in dizeleri de bireyi gizli kalmış yüzü ile yüzleşmeye çağırır.
“görünürün perdesi aralanmış da / ayan olmuş gibi sır” (Özer, 2024: 43)
Pamuk, O. (2022) Gizli Yüz, YKY, İstanbul.
Özer, N. (2016) Yüzü Kelebeklerle Örtülü, Everest Yayınları, İstanbul.
Kavur, Ö. (1991). Gizli Yüz, İstanbul.