Gece
Gündüz

İrade Terbiyesi

5 Ocak 2025

Günümüzden tam 130 yıl önce Jules Payot’un İrade Terbiyesi başlıklı eseri basılmış. Payot’un eserinin çok tutulmasının sebebi Cemil Meriç’in şu sözleri olmuştur aslında. “Kaderimi tayin eden bir başka kitap da İbrahim Ethem’in Terbiye-i İrade başlıklı eseridir. Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim.” Bu iki kısa cümle 2010’lu yıllardan itibaren Cemil Meriç’in tavsiyesi mottosuyla sayısız defa yayınlanmış. Oysa Meriç’in tavsiyesi gayet açıkmış bakıldığında. Payot’un değil Dr. İbrahim Ethem’in 1909 yılında basılan ilk kitabını öneriyordu. Burada bu konuya açıklık getirdiğimize göre İbrahim Ethem’in kitabını ele alıp incelemeye başlayabiliriz.

Kitapta iradenin temel kavramlarından derin tefekkürün gücüne, duyguların etkisinden sağlam arkadaşlıkların kazanılmasına kadar uzun uzadıya iradenin nasıl terbiye edileceğine dair mevzular yer alıyor. İnsan ancak kendini bilip nefsini terbiye ederse, hedeflerine ulaşma yolundaki engelleri aşabildiğini söylüyor.

Hedeflerimize ulaşma yolundaki duygularımızı, nefsimizi, alışkanlıklarımızı ve irademizi yönetmeyi öğretiyor. “Kuvvetli bir iradenin ahlak iklimindeki gücü her şeye yeter” sözleri okuyanı derin bir düşünceye sevk ediyor pekâlâ.

Kitap kendi içerisinde birinci kitap ve ikinci kitap başlığı altında iki bölüme ayrılıyor. Birinci kitap bölümünde değerlendirmeler ve irade nedir diye sorgulayıp, hem duygusal hem de fiziksel olarak açıklamaya çalışıyor konuyu. İkinci kitap bölümünde ise iradenin terbiyesi ve derin tefekkür mevzularına değiniyor yazar. İrademizin zayıflığı özellikle daimi çabadan nefret etmemiz ve çabalamadığımız için istediğimiz hedefe doğru yol alamadığımızdan dolayı kaynaklandığını söylerken ki haklılığı düşündürüyor sayın Ethem’in.

Mutluluk konusuna değiniyor bir sayfasında. “Bütün mutluluğumuz irademizi terbiyeye bağlıdır.“ diyor. Bunu örneklerle açıklamaya çalışıyor. Aslında mutluluk istediğimiz bir şeye/ o şeye kavuştuğumuzda değil, kavuşma anına kadar geçen zamanda yaşadığımız duygularmış. Anlıyorum ki, bizi mutlu eden kavuşma anı değil, o yolun ta kendisiymiş.

Bazı filozoflar arasında ahlâkın değişmesinin imkânsız olduğu savunulmuş olsa da Schopenhauer: “Kişi nefsini tamamen ıslah edemezse bile kısmen edebilir.” Gibi bir ihtimale kapı aralıyor.

Duygularımızın irademiz üzerindeki etkisinin pek kuvvetli olduğu, bu tesir altında ıstırap verici zahmetleri hatta ölümü bile göze almaya çekinmediğimiz duygularımızın bizi yönettiği yer alıyor irade psikolojisi bölümünde. Nefse hâkim olmak zor bir iştir. Güçlüğü de; karşımızda duygular ve ihtiraslar gibi çelik pençeli düşmanlarımızın olması. Nedense bunu bilmek biraz olsun iyi hissettiriyor. Çünkü savaştığımız duygulara yeniliyoruz çoğu kez.

Yazar kendi iç dünyamızı fark etmemize, yaşantımızı daha bilinçli yönetmemize dair bir yolculuğa davet ediyor bizi. İrade terbiyesinin zaman ile çaba gibi iki destek ve ana mevzudan oluştuğunu söylemek pek tâbi mümkün.

“Samimi mutluluğu hayatın tesadüflerinde arayanlar, hayatın her dakika bir başka edayla meydana gelen büyük belalarına sonsuza dek maruz kalırlar.”

“Bir şeye olan aşırı sevgin, seni kör ve sağır eder.”

“Şu vücudumu taçlandıran beyin benim mülkümdür.”

“Başarı; gerçekten isteyenlere, gerçekten çalışanlara ve ruhsal melekelerimizin vasıflarını ve kabiliyetlerini öğrenip ona göre hareket edenlere bir ihsandır. “

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.