Gece
Gündüz

Yakup Kadri’nin Politika ve Diplomatlık Anıları

29 Nisan 2026

Edebiyatımızın vazgeçilemez yazarı Yakup Kadri, yaşadığı dönemde politikayla da yakından ilgilenmiştir. 1889-1974 yılları arasında yaşayan Yakup Kadri, adeta “keşke yerinde ben olsam” dedirtecek bir dönemde yaşamıştır. Osmanlının son dönemine, 1. Dünya Harbine, İmparatorluğun çöküşüne, taptaze Cumhuriyet yıllarına, 2. Dünya Harbine, 60 darbesine yakinen tanık olmuştur. Bu durum hem Yakup Kadri için, hem de bu dönemi birinci ağızdan anlatan bir yazarı okuduğumuz için bizlerin kendimizi şanslı addetmemiz gerektiğini söyler. Konuşmamı hazırlarken 1922-1965 yılları arasındaki politika anılarını yazdığı “Politikada 45 Yıl” eserinden oldukça yararlandım.


Bu dönem çerçevesinde aslında her şeyin tam olarak kalbinde başlamıştır politikaya Yakup Kadri. Mondros Mütarekesi’nin ardından İkdam gazetesinde yazılarıyla Milli Mücadele’yi destekler. Cumhuriyet’in ilanından sonra Ankara’da kalan Yakup Kadri, Mustafa Kemal’in yakın çevresine girer. Akabinde kendine Meclis’te de koltuk bulur. Fakat beklediği koltuk Manisa Milletvekilliği koltuğudur fakat birtakım siyasi oyunlar sebebiyle kendisini Mardin Milletvekili koltuğunda bulur. Sıkıntısını derhal Mustafa Kemal’e iletir. Gaziden şöyle bir dönüş alır “Siyasette her türlü manevraya ihtimal vermek muvafık-ı ihtiyattır (ileriyi düşünmeye uygundur). Fakat üzüntüye kapılmak uygun değildir. Şimdilik neticeye intizar etmenizi rica ederim” Yakup Kadri böylelikle Mardin Milletvekilli olarak meclise adım atmış oldu. 1923-1925 yılları arasında bu görevini sürdüren Yakup Kadri, bu dönemin adeta bir hükümeti yönetecek başvekili bulma çabalarını anlatır.


Atatürk’ün ‘’ağır işitir’’ diye addettiği Yakup Kadri’nin deyişiyle İsmet Paşa alerjisinden, Paşanın (bu alerjiden kaynaklı olacak ki) başvekillikten alınıp yerine Mustafa Kemal’in yakın dostu Ali Fethi Okyar’ın nasıl getirildiğini anlatır. Söylediğine göre Bir akşam Ata’nın köşkünde bütün siyasiler toplanmış iken Atatürk’e Doğuda büyük bir isyanın patlak verdiğini ve durumun tehlikeli olduğunu yazan bir telgraf gelir. Paşa; telgrafın önce Başvekil Ali Fethi Okyar’a götürülmesini emreder. Okyar telgrafa bir göz gezdirip oyununa devam eder. Ardından Paşa, telgrafın İsmet Paşa’ya götürülmesini emreder. İsmet Paşa hiddetlenerek ayağa kalkar ve tekrar yerine oturur. Bu hadiselerin de ardından Meclis’te büyük bir yankı uyandıran Takrir-i Sükûn kanun tasarısı ile İsmet İnönü ikinci defa iktidara gelir. Takrir-i Sükûn hakkında Terakkiperverliler ve bazı Halk Partililer, Abdülhamid devrinde bile misli görülmemiş bir istibdat’a yol açacağı, ne söz ne fikir hürriyetine ne de yaşama emniyetine yer bırakmayacağı iddiasında bulunmuşlardı.


İsmet İnönü, Yakup Kadri’nin deyişiyle bu “confortable” iktidar koltuğuna oturuvermişti. Yakup Kadri için ise Takrir-i Sukün’ün ardındaki dönem (1925-1938) dönemi çok önemlidir. Yine siyasi karmaşıklık içerisindeki Meclis’te Cumhuriyet rejimi gittikçe kaybedilmektedir. Bu karmaşıklıklar içerisinde Yakup Kadri 1931 seçimleri ile birlikte bu sefer Manisa milletvekilli seçilmiştir. Seçimin ardından Yakup Kadri birkaç dostuyla beraber ‘Kadro’ adlı bir fikir dergisi çıkarmayı beyan etmişti. Lakin Halk Partisi genel sekreteri Recep Peker, genel sekreterlik odasının camını sarsan bir sesle bağırarak, bu selahiyeti (yetkiyi) nereden aldığını böyle bir organı çıkarırsalar ancak onların çıkarabileceğini söylemiştir. Vaziyet için Atatürk ve İsmet Paşa’ya başvurarak iznini alan Yakup Kadri, aynı zatın yine ara sıra uğraşmalarına rağmen dergiyi çıkarmayı başarabilmişti. Kısaca özetlemek gerekirse “Kadro” dergisinin bu derece birilerinin başını ağrıtmasının sebebi sosyalist bir eksende durmasıydı. Bu eksende üç yıl yayım hayatını devam ettirebildi Kadro dergisi, Yakup Kadri’nin 1934’te Tiran’a zoraki elçi olarak gönderilmesinin ardından dergi kapatıldı. Böylelikle Yakup Kadri’nin “diplomatlık” kariyeri başlamış oldu.


Diplomatlık anılarını “Zoraki Diplomat” eserinde toplayan Yakup Kadri, kitabında nasıl bir anda Ankara’dan uzaklaştırıldığını şöyle anlatır. İçişleri vekili yakın dostu Şükrü Kaya’yı ziyaret eder. Kaya, bir anda onu Tiran Elçiliğine atadığını söyler. Bunu kabul edemeyen Yakup Kadri, Atatürk’ün odaya girip ‘’Sen hala burada mısın?” demesi üzerine üzerinde oynanan bu oyunu anlamış sıkça hastalığını ortaya koyarak bunu reddetmesine rağmen 1934’te Tiran’a elçi olarak atanmıştır. Yakup Kadri’yi bu Ankara’dan uzaklaştırma çabaları, sırasıyla 1935’te Prag 1939’da Lahey, 1942’de Bern, 1949’da Tahran ve 1952’de yine Bern elçilikleriyle devam etmiştir.


1955’te emekli olan Yakup Kadri memlekete döndükten sonra yazılar yazmaya devam etmiştir. 1957’de “Ulus” gazetesinin başyazarlığını üstlenmiştir. Geri döndüğünde İnönü’nün CHP’si artık iktidar değil muhalefet durumundadır. Atatürk’ün ölümünden sonra vahim bir vaziyete sürüklenen Parti, 1950 seçimlerinde iktidarı Demokrat Parti’ye kaptırmıştır.


İlerleyen süreçlerde muhalif köşe yazarı Yakup Kadri, bir sıra hükümetin dış politikasını eleştiren bir yazı dolayısıyla neredeyse davalık olacaktır. Fakat Menderes bu yazı sebebiyle yanına gelip dava dilekçesini imzalamasını bekleyen müsteşarını “Hele bırakın şunu bir kenara, az kalsın imza edecektim. Her şey gelebilir aklıma ama günün birinde fikri ve hissi terbiyemin büyük bir kısmını eserlerine borçlu olduğum Yakup Kadri’ye karşı dava açmayı hayalimden bile geçirmem” sözüyle reddetmiştir. Buradan da Yakup Kadri’nin fikrine ve düşüncelerine saygı duyulan bir kişi olduğunu görebiliriz.


27 Mayıs 1960 günü sabaha karşı bir Radyo mikrofonundan çıkan sese kadar Yakup Kadri’nin günleri böyle geçivermişti. Evet, “Sürüp giden kardeş kavgasına bir son vermek için silahlı bir müdahalede bulunmak lüzumu duyulmuştur” sözüyle açılan 1960 darbesinden bahsediyorum.


Yakup Kadri’nin de bahsettiği üzere ihtilalin babasının İsmet Paşa olduğu savunulmaktadır. Eninde sonunda bütün siyasi düşmanları tek celsede ortadan kaldırılmıştı diye bahseder. Bu tavrın yalnız İsmet Paşa’ya değil Halk Partisi’nin ön safında bulunan hemen bütün büyüklere karşı olduğunu belirterek kendisini de aday etmek istediklerinden bahseder. Fakat bu beyanı “Ben Halk Partisindenim ve bu partinin organı olan Ulus gazetesinin başyazarıyım, oysa edindiğim izlenime göre sizin adaylarınızı tercihen bağımsızlar arasından seçmeniz icap edeceğini sanıyorum.” diye cevap vermiştir. Fakat ardından sonuç olarak on ay kadar Kurucu Meclis Milli Birlik Komitesi temsilciliği yapmıştır. Yakup Kadri 1961 seçimlerinde memleketi Manisa’dan tekrar milletvekili seçilir. Bu dönemde İnönü’den sonra meclisin en yaşlı vekili olarak geçici meclis başkanlığı görevini üstlenir. Dönemin CHP’sinin bu durumundan hiç hazzetmez hatta İsmet Paşa’ya gönderdiği mektupta: Halk Partisi saflarında oturmaktan utanç duyduğunu söyler. Politikada 45 Yıl eserinin son bölümü olan “Son Perde” bölümünde İsmet İnönü’den ve genel olarak CHP’nin içinde bulunduğu durumdan rahatsızlıklarını dile getirir. Sonuç olarak 1962’de kurulduğu günden beri hizmetinde bulunduğu, tabir-i caizse ömrünü verdiği CHP’den kendi deyişiyle “son zamanlardaki merkezi sevk ve idaresiyle bağdaşmadığı için” istifa eder. 1965’e kadar milletvekilliği görevini bağımsız sürdüren Yakup Kadri 1965’te siyasi hayatına böylelikle son vermiş olur.


Genel olarak toparlamak gerekirse; kuruluştan 65’e kadar yakından bir tanığı ve basındaki durumu göz önünde bulundurulursa Yakup Kadri, Cumhuriyet rejiminin en büyük yazarlarındandır. Rejimin süregelen öyküsünü Yakup Kadri’nin her eserinde (romanlarında, öykülerinde, anılarında ve gazete yazılarında) okuyunca Cumhuriyet’in öyle tanınacağını bilmek gerekir.
Tıpkı kıymetli bir öğretmenimin bana söylediği gibi Yakup Kadri okumadan Cumhuriyet rejimi eksik kalmış demektir.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.