Ömrümüz bir ikindi vakti telaşında yaratılmışken sürgit kifayetsizliği bozacak istisnayı bize hatırlatan Rahman’a hamdolsun! İbrahim’in elindeki baltaya, Musa’nın asası, İsa’nın son lokmasına şükürler olsun!
Sağ elinde güneşi, sol elinde ayı taşırken hakikati gönlünden ve dilinden düşürmeyen can Muhammet, canımız sana feda olsun! Bütün tövbelerin geceden sabaha kadar olduğunu, her günün dünün günahına gebe olduğunu ve kapıların yine de açık olduğunu ilan eden Mevlana’ya selam olsun! Ziyan olmuşluk histerisini tuzla buz bedenen Âşık Yunus’a da selam olsun!
“Yunus öldü diye selâ verdiler,
Ölen hayvan imiş âşıklar ölmez!”
Aşk makamında bir imana sahip olanlar için hakikatler başka başka kurulur bilirim. Dünyaya sıkışmışlık ve kaçınılmaz son determinasyonun illüzyonunu kıranlar için sonsuzluğa kapı açar.
Arazi olanın ruhani olandan uzaklaşması, toprağın tekâmüle olan meyli son dediğimiz yerde Şeb-i aruz başlar. Yüzümüzün toprağa bakan tarafı yabancılaşmış olsa da kendi aslından ruhumuz ait olduğu makamın özlemini bin bir suretle gösterir. Varoluşun bütün rahatlığını bozan tecrübe ağıtlarla, koyu bir karamsarlıkla gösterirken kendini, Cebrail’in nefesi mutlak bir huzuru üfler ölü evi yasçılarına.
“E lem neşreh leke sadrek!”
Göğsümüzü genişleten, belimizi büken yükü sırtımızdan alan, heder olmuş ismimizi yücelten Şanı yüce Rabbim! Zor dediğimiz bütün yokuşlar, bizi köyden eden bütün hakikatler, Eyyub sabrını hatmettirecek bütün öğrenmeler bizi iflasının eşiğinden alır ve kabrin yalnızlığını derin bir istirahate çevirir.
“Asra yemin olsun ki; iman eden, ameli salih olan, tavsiyesi hak ve sabır olan ziyan olmaz!” Bu vaadini alıp başucuma koyuyorum Rabbim! Tökezlediğim her eşikte pes etmeden devam edeceğim. Yolumun sana doğru oluşu bir muştu olarak yeter bana.
” inna lillahi ve inna ileyhi raciun”